Korunması Gereken Gezegen

Yayınevi : Kuravena Yayınları
Kategoriler : Çocuk Kitapları
ISBN : 9786259244549
%0
300,00 ₺
300,00 ₺

Kazancınız : 0,00 ₺
Stokta Var
Basım Tarihi: Ağustos 2026 Ebat: 13.5 X 21 Sayfa Sayısı: 120
Kapak Türü: Karton Kapak Kağıt Türü: 2. Hamur Dil: Türkçe

KORUNMASI GEREKEN GEZEGEN
Prof.Dr.Ali DEMİRSOY

Bu kitap, evrenin oluşumundan (BigBang) başlayarak elementlerin sentezi, dünyanın şekillenmesi, yaşamın moleküler düzeyde başlaması, jeolojik devirler boyunca canlılığın evrimi ve nihayetinde insanın doğa üzerindeki yıkıcı etkisine kadar uzanan devasa bir zaman çizelgesini anlatıyor.
Ali Demirsoy, evrimsel süreci sadece biyolojik değil, "inorganik evrim" (maddenin evrimi) ve "organik evrim" olarak bir bütün halinde ele alıyor ve fizik yasalarının (kütleçekimi, merkezkaç kuvveti, termodinamik) canlılığın oluşumundaki zorunlu rollerini başarıyla harmanlıyor.
Kitap akademik bir otoritenin kaleminden çıkmış olmasına rağmen, kullanılan benzetmelerle popüler bilim diliyle harmanlanmış, geniş kitlelerce anlaşılabilir bir üsluba sahip. Yazarın 1966'dan bu yana yaptığı kişisel gözlemlerini aktarması, esere tanıklık boyutu da katıyor.
"Korunması Gereken Gezegen", sadece bir biyoloji veya jeoloji kitabı değil, insanlığa yönelik ciddi bir etik uyarı fişeğidir. 
Bilimsel veriyi felsefi bir endişeyle birleştirmesi, kitabı günümüzün çevre sorunlarına karşı yazılmış en kapsamlı Türkçe popüler bilim eserlerinden biri yapıyor. 
Eser, özellikle "Neden evrende tekiz?" sorusuna verdiği olasılıksal yanıtla, okuyucuda yaşadığı dünyaya karşı bir "evrensel borçluluk" hissi yaratıyor.

ÖN SÖZ 
Bilinen hesaplara göre güneşin yakıtının tükenmesi en erken 7,5 milyar yıl sonra olacak, ortadaki çekirdek enerji üretimi sonlanacak, güneşin mantosunu dışarı iten güç ortadan kalktığı için ani bir çökme ile merkeze yığılan malzeme, patlayarak kızıl bir gezegene dönüşüp Merkür, Venüs ve Dünya’yı belki Mars’ı içine alarak aktif evrenden çekilecek. Dünyanın sonu gelmiş olacak. Yani Dünya’nın 7,5 milyar yıl daha süresi var. Bu arada jeolojik ve coğrafik yapısı değişebilir; yeni ortamlar oluşabilir. Ancak eğer insan etkisi olmasa her defasında yeni canlı türlerinin evrimleşmesi mümkün olabilirdi. Dünya canlılara yaklaşık 3 milyar yıldan bu yana yurt görevi yaptı, 7,5 milyar yıl daha yapabilir.
Ancak biz insanlar evrenin belki de tek insansı canlısını evrimleştiren bu gezegeni çıkar, açgözlülük ve bilinç eksikliğinden dolayı hızla yok etmekteyiz.
Dünyadaki canlıların var oluş nedeni yaşadıkları su, toprak ve havanın evren açısından bakıldığında sahip olduğu süreç ve özelliklerdir. Kimya ve fiziği bilen bir kimse bu koşullar dışında biyomoleküllerin oluşmayacağını, oluşsa da organize olamayacağını bilir. Canlının varlığını sürdürmesi bu üç unsurun -bizim açımızdan- sağlıklı kalması ile mümkündür. Ancak geldiğimiz zaman diliminde bu üç ortama bakıyoruz. Her üçünde de çok hızlı tahribat var. Bunların bir kısmı belki zamanla düzeltilebilir niteliktedir. Ancak kirlenme, zehirlenme başta olmak üzere, birçoğunun geriye dönüşü olmayacak biçimde bozulduğuna da tanık oluyor ve endişe ediyoruz.
Geriye dönüşü olabilir mi? Normalde olabilir. Ancak nüfus artışını sınırlamadan ve tüketim alışkanlığını değiştirmeden olanaksız olduğunu söylemeliyiz. Çünkü dünyadaki kaynaklar sınırsız değildir. Bir zaman sonra yetersiz kalacaktır. Bu kaynaklar tüketime 7,5 milyar yıl yetecek midir? Çok geçmeden, dünyanın kendini yenileyebilecek kapasitesini hesaplayıp, nüfus ve tüketimi bu sınırda tutmamız gerekiyor. Bu arada geliştireceğimiz yeni yöntem ve cihazlarla bu kirlenmeyi yavaşlatabiliriz. Yapamaz isek sonumuz olacaktır.
Daha önce de en az 5 büyük yok oluş yaşanmıştır. Ancak yaşam ortamları canlıların tanımadığı kimyasal moleküller ile kirletilmediği için tekrar gelişme ve ayağa kalkma olanağını bulmuştu. Ancak geldiğimiz zaman diliminde durum farklıdır.
İnsanların çoğalması ile dünyayı kirletmeye başladık ve bunu çok kısa zamanda yaptığımız için canlıların uyum yapma fırsatını önlemiş olduk.
Doğa tahribi insanın var oluşundan bu yana hep yaşanmıştır. Ancak doğanın yenileme yeteneği bu açığı çok kolay kapatabilmiştir. 
Dünyada bilinen 5 büyük yok oluşun sonuncusu 66 milyon yıl önce gerçekleşmişti. Şimdi 6. toplu yok oluşa son hızla giriyoruz. 
Son 50 yıldan bu yana yaşam çeşitliliği %50 azaldı. Zekamızın bu gidişi önlemesini bekliyoruz; ancak doğayı izleyen bilgili ve erdemli insanlar ne yazık ki çıkmaz sokağa girdiğimizi söylüyorlar. 
Doğa tüm unsurlarınca güzeldir; ancak ona anlam veren kuşkusuz insandır. O da doğanın bir parçasıdır. Birkaç on yıl öncesine kadar kendimizi öyle tanımlıyorduk. Siber insan tanımı ile gözü, ayağı, kolu ya da çenesi başka bir alaşımdan yapılmış ancak işlev gören organları olan insanların olduğu filimler seyrediyorduk. Sonra insanın en büyük kazanımı olan zekayı sanal bir robota yükleyerek insan gibi özellikler kazandırmaya başladık. Buna şimdilik yapay zekâ diyoruz. Yaşamı kolaylaştırdığı kuşkusuz. Ancak memelilerin, özellikle insanların en çok gereksinim duydukları eskilerin deyimi ile muhabbet, yani bilimsel adıyla iletişim özelliğimizi hızla yitirmeye başladık. Bilgisayar ve cep telefonu bireyler arasındaki birebir iletişimi yok etmeye başladı. Bu, her şeyin sonu olmasa da belki de en son kazandığımız sevgi ve şefkatin, sevginin, özverinin sonu olabilir. Kazandığımız en büyük ikramiye canlılık demiştik; buna bir önceki cümlede verdiğimiz duyusal kazanımları da eklersek ikramiyemizin büyüklüğü anlaşılır.  Yani sadece biyolojik varlıkların geleceği değil, binlerce yıl geliştirdiğimiz sosyal yapı da tehlikede. Bize isabet eden en büyük ikramiyeyi yitirmek üzereyiz.  
Prof. Dr. Ali Demirsoy, 2026